Bir
varmış, bir yokmuş… Kocaman bir şehrin en işlek yerinde, eşi benzeri olmayan,
emektar bir fakülte varmış. Bu fakülteyi herkes bilirmiş. Eğitimiyle olduğu
kadar öğrencileriyle, hatta siyasi olaylarıyla meşhurmuş. Fakülte bilinmesine
bilinirmiş ama yine de içinde ne olup bittiğine akıl sır erdiremezlermiş. Bu
gözler önündeki dev gizemli kaleye bir göz atmaya ne dersiniz? İşte Dil ve
Tarih-Coğrafya Fakültesi,nam-ı değer DTCF!...
Sıhhiye
meydanındaki Adalet Sarayı’nın karşısındaki heybetli taş bina, M. K. Atatürk’ün
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” sözüyle hemen fark edilir. Bahçe kapısında
sizi 4 Özel Güvenlik Birimi (ÖGB), bazen
de bir polis kordonu karşılar. ÖGB kimliğinizi kontrol ederken, polisler de
sizi tepeden tırnağa arar. Polis kordonundan salimen çıktıktan sonra giriş
kapısına gelirsiniz. Orada da ÖGB’ler bekler. Öğrenci kimliğiniz yoksa
giremezsiniz. Güvenlikten alnınızın akıyla geçip ana binaya girersiniz.
Sağınızda Farabi fuayesi, solunuzda
öğrenci işleri vardır. Karşınızda ise uğruna okul uzatılan,
DTCF’nin olmazsa olmazı orta bahçeye
çıkılan merdivenler…Orta bahçeye çıktığınızda , tam ortada Çevik kuvvet ekibi
konuşlanmamışsa, karşıdaki büfe ve üst tarafındaki ÇARDAK göze çarpar. Burası
DTCF‘deki iki ana düğmeden soldakidir. Bazılarının inatla “SERA” dediği,
DTCF’deki ayrımın bir ucu olan ÇARDAK, 2002 yılında solcu öğrenciler tarafından
yaptırılmıştır. Çardağın yanında kütüphane binası bulunur. Onun tam karşısında
da ek bina… Ülkücülerin mekanı KANTİN ek binanın arka tarafındadır. Kantine orta
bahçeye çıkmadan sağdan gidilir.

Şekil
1: ÇARDAK(3MAYIS2007 olayından sonra)
İki tarafa da mensup olmayanlar ise orta
bahçede takılır. Orta bahçe bir kesişme mekanıdır. Orada yapılan sohbetlere doyum
olmaz, hemen kaynaşılır. Orada oturmak uğruna dersler asılır, hatta orta bahçe
müdavimi olduysanız dersiniz olmadığı halde sabahın köründe kalkıp orta bahçeye
gelirsiniz. Meşhur çatışmalar da orta bahçede olur. Gaz bombaları orta bahçede
patlar, biber gazları orta bahçeye atılır.
Şuncacık yerde o kadar siyaset nasıl yapılıyor derseniz. Siyasetine göre
değişir.
Kimine
göre siyaset hayatın kendisidir, kendini ifade etme şeklidir. Kimine göre
aldatmaca, pelerine bürünmedir. Kimi, “yönetim şeklidir” der, kimi “ortam
yapmak için gerekli”… Kimi siyasetin “s”
sini duyunca kaçar, kimi “ben anlamam” der, gider. İşte böyle karmaşık bir
öğrenci toplumu var DTCF’de. Burada yaklaşık 250 kişi öne çıkar. Bunlardan 200 kişi kadarı çardakta, 50’si ise
kantinde bulunur.
Kantinde
ülkücüler, sağ görüşlü olanlar, yemek yemeğe giden ve siyasetle ilgisi
olmayanlar takılır. Tarihi 1944’lere dayanan DTCF ülkücüleri yıllardan beri
kantindeler. 2002 yılına kadar solcularla ortak olan kantinde afiş yüzünden
olay çıkınca bu ayrım oluşmuş ve solcular kendi paralarıyla çardağı yapmışlar.

Şekil
2: olaydan sonra orta bahçeden bir görüntü
Ülkücülere
göre siyaset yönetim biçimi, ideoloji ve yaşam biçimi… Kendilerini Müslüman-milliyetçi olarak tanımlıyorlar,
ama ırkçı değiller. Bunu 1980’lerdeki ülkü ocakları başkanının Kürt olduğunu
söyleyerek örnekliyorlar. Hüseyin Nihal Atsız’ı bu yüzden tasvip ettikleri
söylenemez. Çatışmaları sürü psikolojisi olarak tanımlıyorlar. Onlara göre
DTCF’de sağ-sol kavgası yok, PKK’ya karşı mücadele var.”Başka kimse ses
çıkarmıyor, PKK’nın- bebek katillerinin- elini kolunu sallaya sallaya ortalarda
dolaşmasına katlanamıyoruz“ diyorlar. Ülke çıkarını gözeten solcularla bir
problemleri olmadığını belirtiyor ve üzerine ekliyorlar: “ Biz sağcı değiliz,
ülkücüyüz, sağcı yazmasınlar çok bozuluyoruz.”
Kantinde
ve arka bahçede sakin ve bambaşka bir ortamları var. Onlar da sohbet ediyor,
gülüyor, “Parlement ve LM” içiyorlar.
Ama orta bahçeye rahatça çıkıp derslerine girmiyorlar, belki de giremiyorlar.
İdeolojik ayrımların, alınan kararların netliği “bazılarını” onlardan ayırmış.
Hala kalplerinde ülkücülük ateşi yanıyor o “bazılarının” ama mücadelede yoklar.
Karşı
tarafa gelince… Çardak, bir sürü sol
görüşlü örgüte mensup öğrencilerin mekanı… Okulun küçük olması, yer sıkıntısı
nedeniyle çelişen görüşlerini arka plana atıp, ortak çıkar doğrultusunda omuz
omuza mücadele veriyorlar.
Türkiye
Komünist Partisi öne çıkan gruplardan biri…
Diğerlerinden ayrıldıkları noktayı sorduğumda ilk olarak bağımsız bir
Kürt devletini savunmadıklarını söylüyorlar. Kurulacak kapitalist bir
Kürdistan, Kürtlere haklarını tam olarak tanıyamazmış. Aklını kapitalizmden
özgürleştirmek politikasıyla öğrencinin emekçi halkına karşı sorumluluğunu
yerine getiriyorlar. Gittikçe daha da genişleyen bir çürümüşlükten
bahsediyorlar. Siyasete, gündeme, olaylara ilgisiz, bencil ve çıkarcı bir
gençlik oluştuğunu belirtiyorlar. Siyaset deyince kaçanları düşünüyorum.

Şekil 3: Gaz bombası ve biber gazı
altındaki orta bahçe
Öğrenci
kolektifleri 2005’te kurulmuş, yeni sayılabilecek bir oluşum. Tüm ülkede
örgütlenmişler. Özetle öğrenci haklarını gözetmek, isteklerini dile getirmek için
kurulmuşlar.
Çardakta
bir de anarşistler var. Otoriteye, devlete, hiyerarşiye hatta siyasete karşı
onlar. Buna rağmen çardakta olup, eylemlere, etkinliklere katılmalarını da
seçeneksizlik olarak açıklıyorlar. “Faşist teröre, emperyalizme, baskıcı güçlere
karşı birlik olunmalı” diye ekliyorlar.
“Size
neden terörist diyorlar” diye sorduğumda, yönetime karşı durduğumuz,
isteklerimizi yüksek sesle dile getirdiğimiz için yanıtını veriyorlar.
Konu PKK’ya geldiğinde ise PKK’nın siyasi bir örgüt olduğunu ama
mücadele olarak tasvip etmediklerini belirtiyorlar. Faşizme karşı omuz omuza olduklarının
altını çiziyorlar. Okulda sağ-sol kavgası yok onlara göre, faşist terör var ve
bununla mücadele edilmeli.

Şekil
5: biber gazından kaçmaya çalışan öğrenciler
Tarafsızlar
a gelince… Onlar kışın oturacak tarafsız bir yerin olmamasından
yakınıyorlar.”DTCF’de siyaset yok, fikir çatışması yok, sadece taşlı-satırlı
kavga var. Bölünmüşlük var, çıkarcılık var, dış güçlerin öğrencileri kullanması
var, gündem meşgul etme var. Çatışma
çıkıyor, ortada biz kalıyoruz. Biber gazını biz yiyoruz. Sonra da polis bizi
değil ülkücüleri koruyor. Bir kişiyi 10 polis sınava getiriyor” diye sitem
ediyorlar. Polisin taraf tuttuğunu söylüyorlar. Birçoğu polise tepkili ve sırf
bu yüzden solu destekliyor. Geri kalanlar ise siyasetten korkuyor.

Şekil
4: çevik kuvvet orta bahçeye girerken
Demokratlar, liberaller, sağcılar siyasetin
okul dışında olması gerektiğini savunuyorlar. Zaten buradakinin de siyaset
olmadığını vurguluyorlar.
Atatürkçü Düşünce Topluluğu (ADT) ise “Siyaset
her yerdedir. Öğrenciler de okumalı, düşünmeli, yerinde ve gereğince siyasete
katılmalıdır.” diyor. Türk gençlerini Kemalizm’in ışığıyla aydınlatmak ve ilkeleri
yaşatmak için çalıştıklarını belirtiyorlar. Sol olmalarına rağmen çardakta
olmamalarını ise; Kemalist düşünce ile açıklıyorlar.
AK Partililer ise siyasete daha ayrı bir gözle
bakıyor. “Kitle siyaseti, çoğulculuk ve halkın yönetim faaliyetinin yeri okul
olmamalıdır. Olduğunda işte böyle çatışmalar çıkar, bölünmüşlük tüm hayatı
etkiler. Siyasetin okulda yapılmaması, öğrencilerin siyasetten uzak olmaları
anlamına gelmemelidir. Öğrenci siyaseti okumalı, öğrenmeli ve yeri geldiğinde
siyasete katılmalıdır.” diyorlar.
Bu
ilginç fakültedeki gezimizi bitirirken hala gördüklerimizin, duyduklarımızın
etkisindeyiz. Ne olursa olsun siyaset bitmez DTCF’de. Daha doğrusu siyaset adı
altında yapılanlar… Sadece önyargıdan uzaklaşmak ve karşıdakinin görüşüne saygı
duymak gerekli olan. “Bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde diğerinin
özgürlüğü kısıtlanıyorsa o özgürlük olmaz.” İşte bu cümle göz ardı edilmemeli
ve her şeye rağmen dolu dolu DTCF yaşanmalı. O günler bir daha geri gelmeyecek,
edilen sözler, kırılan kalplerin dönüşü yok… İyi düşünülmeli… Daha da çok
düşünülmeli…
“Mekanımız
DTCF ama siyaset bunun hem her yerinde, hem de hiçbir yerinde…” Çatışmaların
olmadığı, düşünen ve düşüncesini daha akılcı yollardan dile getiren bir DTCF
temennisiyle…
İLef Araştırmacı gazetecilik dersi final ödevi 2008
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSil