Avrupa Birliği’ne girmek ya da girmemek … Bütün
mesele bu mu? Aslında değil…
Amaç çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak
değil miydi en başında? Yetkiler bu amaca ulaşmak için Avrupa Birliği’ne girmek
yolunda ilerlediğimizi belirtiyor. Adaylık süreci, Türkiye’nin
hedeflediklerinden ötesi değil. Bu değişimleri zaten yapmamız gerekiyor. Avrupa
Birliği, bu yolda araç haline dönüşüyor.
Avrupa Birliği yolunda ilerleyen bir
Türkiye’den 14 genç Türk gazeteci olarak kurumları yerinde tanımak amacıyla
Lüksemburg’a yollandık. Schengen anlaşmasının imzalandığı yeri, bu anlaşmanın
anlamını ve o huzurlu kasabaları görmek çok keyifliydi. Avrupa Yatırım Bankası,
Adalet Divanı ve Eurostat da… Bir dış haberci olarak fazlasıyla bilgilendim ve
bundan sonrası için gerçekleştirilmesi olasılık dışı olmayan planlar yaptım.
Her şey çok güzel, açık ve resmi. Ancak gayri
resmi düşüncelere gelirsek…
Avrupa Birliği demek huzurlu ve rahat
devletlerin bir arada bu huzuru devam ettirmek için oluşturdukları bir
topluluk.. Bu huzurlu toplulukta bizim ne işimiz var diye düşünüyorum.
Orda dolaşırken kendi aramızda haber yaparken
ne kadar zorlanıyorlardır diye düşündük. Bu kadar huzurlu bir yerde gazetecilik
yapılmaz ki… Haberlik bir olay olmaz, olsa da fazla büyümez. Bu insancıklar ne
yazar, ne okur? Öyle ya üçüncü sayfa haberleri olmadan bir gazete nasıl okunur?
Türkiye’ye döner dönmez trafik dikkatimi çekti
ve yayalar… Birbirine bağıran insanlar hayat koşuşturmacasında kaybolmuş. Korna
sesi, sren sesi, insan sesleri, bir uğultu…. O “huzurlu” topluluğa biz girince
ne olacak dersiniz? İçimize birden huzur mu dolacak? Ya da onlar bize uyacaklar,
gürültü orada da bir krallık kuracak.
Ya insanlar, insancıklar?.. Otobüs şoförünün
sırf durak haricinde inmek istedi diye azarladığı bir adamın sinirli
söylentileri, iç burkan çıplak ayakları, zayıf yüzü, bitkin düşmüş gözleri; porche,
BMW gibi en pahalı markaları kullanan karnı tok, sırtı pek Lüksemburgluyla aynı
çatıda yer alabilir mi? Benim ülkem, insanım en iyisine layık ama biraz da
“BİZİ” düşünmek lazım. Ezilmemek ve ezdirmemek lazım. Nedense oradan döndüğümde
bunları düşündüm. “Ezilmemek lazım!”
Üyelik sürecini tamamlamışken, referandum
sonrasında Avrupa Birliği’ne girmeyi reddeden bir Türkiye görmek hoş olmaz mı?
“Siz aldınız, ama biz girmedik!” Hatta daha
arabesk bir bakış açısıyla “Sen mi büyüksün, biz mi büyüğüz AB?” “Biz niye
AB’ye giriyoruz, AB bize girsin…”
10 / 09 / 2010 PINAR ODABAŞI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder