Kurban
Bayramı’na “telaşeli bayram” derler buralarda… Herkes koşturur çünkü. Pek çok
yerde olduğu gibi o kesim yerinde de telaşlı kalabalık… Bayramlaşmalar, sıra hesabı tutanlar, para
sayanlar, deri kavgası yapanlar… Hepsi bir yana, birer birer kesilen kurbanlar…
Akan kan…
Bir
sürü kasap ellerinde keskin bıçaklar uğraşıyor; biri kesiyor, biri yüzüyor,
birileri parçalıyor. Kolay değil ezgili bayram bu! Kasaplardan biri tanıdığına
selam veriyor:
__
İyi bayramlar!
__
Sana da… N’aptın?
__
Napalım, kesiyoruz işte…
Gülüşmeler,
kolay gelsin sesleri… Her şey doğal, herkes görevini yapıyor. Etrafıma
bakıyorum. Benim hakkımda konuşuyorlar.
__
Bu, Gönül’ün kızı… Ankara’da çalışıyormuş
__
Yaa, maşallah…
Babamın
yanına gidiyorum. Sıra gelmiş. Kurbanın yanındayız. Görmesin kanları diye önüne
geçiyorum. Bir ara hayvanı tutan çocuk içeri geçiyor. Ben tutuyorum
boynuzundan. Birden iki ayağı üzerine dikiliyor. Bizden güçlü, zor zapt
ediyoruz. Başka bir çocuk geliyor:
__
Abla, ben tutayım istersen.
__
Gel, ben beceremedim zaten…
Bizimkinden
önce iki erkeç٭٭ kesiliyor.
Sorumlu kişinin karşısına dikiliyorum. “Araya iki kişi soktun, farkındayım”
diyorum.
__
Yok abla, sıra zaten onlarındı. Siz araya girmiştiniz. Oğuz abi istemişti.
__
Nasıl biz girdik? Araya küçük harflerle sıkıştırılan başka isim. 33 numaranın
karşısında babamın adı yazıyor. Böyle olmaz o işler…
__
Yok ablam…
__
Tamam, işine bak ama farkındayım, bunu da bil.
__
Tamam, şimdi sizinkini alacağız ablam…
Bizimkine
sıra geliyor. Eskiden bakamazdım. Bu kez bakıyorum. Gözlerim doluyor yine. O
arada annemin yanına gidiyorum.
__
Poşetleri ver bana. Sen otur, hallederim ben.
__
Alışık değilsin.
__
Alışırım, sen kalkma, ayağını düşün!
Tekbirlerle
kesiyorlar kellesini kurbanın. Kelleyi alıp poşete koyuyorum. Annemin yanına
götürüyorum. Derisini yüzüyorlar. Annem de kadınlarla muhabbet ediyor. Birisi
“Derileri vermiyorlar” demiş. Annem de “Benim kızım öyle bir alır ki!” diye
yanıt vermiş. Bunu anlatıyor. “Alırım tabi” diyorum. Deri yüzme işlemi bitiyor.
Kocaman bir poşet uzatıyorum. “Derisi buraya konacak” diyorum kendimden emin
bir sesle. Hiçbir şey diyemiyorlar. Deri
de annemin yanındaki yerini alıyor.
Gövdeyi
parçalamaya başlıyorlar. O arada organ pazarlığı yapıyoruz.
__
Dalağı lezzetli olur bunun abla.
__
Dalak istemiyorum. Karaciğerini verin ama..
__
Böbrek, yürek??
__
Onlar da tabi.. Ama akciğerleri istemiyorum.
__
Tamam ablam biz alırız.
Kanın,
derinin içinde onlarca adam, arada tek kadın ben… Arada meraklı ve sorgulayıcı
bakışlarla karşılaşıyorum. Kafamı çeviriyorum.
Kasaplar
öyle yorulmuş ki, burunlarından ter damlıyor. Fazla bir şey istemiyorum.
Babamla bekliyoruz işin bitmesini. Bir yandan karşıda oturan anneme bakıyorum,
“Her şey yoluna” bakışı atıyorum. Üşümüş, rahatlıyor beni görünce…
Babamla
etleri kovaya istifliyoruz. Arkadan “maşallah” sesleri duyuyorum. Herkese iyi
bayramlar dileyip uzaklaşıyoruz. Ev yakın, 2 dakika sonra evdeyiz.
Yaşadıklarımı
düşünüyorum o sırada… Et yemek istemiyorum. Sonra “Bu ben miyim?” diye
soruyorum kendime. Mahalle baskısı böyle bir şey mi? Ya gelenek, görenekler,
her yıl tekrar edenler? Peki ya benim doğrularım?
Sobayı
hızlandırıyorum. Çay hazır… Hemen anneme ve babama çay koyuyorum. Sonra
karşımda dimdik duran dağa takılıyor gözüm, iç çekiyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder