SUDAN ÇÖZÜM
Bir ülke hiç
kullanılmamış, zengin ve verimli bir kaynak bulduğu zaman hızla ve tehlikeli
bir biçimde gelişir. Milenyum çağının sonlarında Dünya, nükleer enerjiyle
meşgulken, bu tartışmalardan çok uzakta yaşayan insanlar farklı bir enerjiyi kullanmaya
başladı. “Su” enerjisi…
Okyanusa kıyısı
olan büyük ülkelerden hiç biri “su enerjisi”yle uğraşmayı akıl edemedi. İskoçya
sessiz sedasız, köşesine çekilmişken bu enerji türünü kullanmaya başladı.
Ülkeler gündemin gerginliğiyle uğraşırken İskoçyalılar, teknolojilerini
ilerletti, az para ile çok iş yapmaya çalıştı. Serin iklimi ve dalgalarıyla
kıyılarına hayat veren okyanusun değerini anlayan bu küçük ülke, gittikçe daha
fazla bu gizli enerjiden yararlanmaya başladı.
Kısa
ırmaklarında elektrik üreten İskoçya, bu yeni enerji türüyle birlikte gittikçe
güçlendi. Enerji ülkenin gücüne güç kattıkça başkent Edinburgh’dan farklı
sesler yükselmeye başladı. İskoçya parlamentosundan çıkan karar İskoçyalılara
yeni bir dünyanın kapılarını aralıyordu.
O sırada
kapitalizmin kalesi denilen Birleşik Devletlerin ekonomisi art arada gelen
krizlere dayanamadığı için çöktü. Birleşik Devletlerin ekonomisindeki kötü
gidişatı stratejik ilişkilerle bağlı olduğu ülkeleri de beraberinde sürükledi.
Dünyanın en hızlı gelişen ekonomilerinden biri olan Asya Birliği’nin salgın
hastalık nedeniyle hızla azalan nüfusu, ekonomisini kendine yetemez duruma
getirdi. İbrani devleti ve Farsiler nükleer bir çıkmazın içindeydi. İbrani
Devleti ve Farsiler tüm gelirlerini nükleer enerji için seferber etti.
Birbirlerine düzenledikleri sabotajlar yüzünden, iki ülkenin nükleer tesisleri
de durma noktasına geldi. Bölge halkı panik içindeydi.
İçine kapanık
yaşayan Slavya iç savaş yüzünden zor günler geçiriyordu. Dünyayı umursamayan
Slavlar daha rahat yaşamanın yollarını ararken, Güneş Birliği ülkelerinin
etkisinde kaldı. Henüz on yıldır deniz kıyısında yaşayan ülke, büyük paraları
denize harcadı.
Slavlar
komşularından mürettebatıyla birlikte gemi satın aldı, tüm donanmayı
yabancılardan oluşturdu. Büyük oteller, turizm köyleri inşa edildi ama hiçbiri
talep görmedi. Kısaca Slavya deneyimsizliğinin kurbanı oldu. Muhalif Slavlar bu
karışık durum nedeniyle hükümete karşı ayaklandı. Hükümet yanlıları da
muhalifleri protesto etmek için sokaklara döküldü. Grevler, boykotlar birbirini
izledi. Aynı dönemde Türkler ekonomik açıdan rahatlamış olsa da azınlık
sorunlarıyla mücadele ediyordu. Dünya kendi dertleriyle meşguldü.
Bu arada
İskoçya, eski gücünü hiçbir zaman kazanamamış ama o günlerin gururuyla otoritesini
sürdüren kapı komşusu İngiliz krallığına diş göstermeye başladı. İskoçya kısa
bir süre sonra bağımsızlığını geri aldı. İngilizler şaşkınlık içinde İskoçya’yı
izlerken, onlar hemen ihracata daha da önemlisi ham madde ithalatına başladı.
İskoçya kendi ürettiği su ve elektrik enerjisini değerlendirerek ekonomisini
geliştirdi. İngilizler önce İskoçların hızlı gelişimini önemsemedi. Ancak
İskoçya hızla güçlenmeye devam ettikçe, İngilizler önlem almaya karar verdi.
Hatta bir süre sonra önlem almaktan ötesini yapmak gerektiğini fark ettiler.
İskoçya akınlar düzenlemeye ve kıyıdaki toprakları bir bir ele geçirmeye
başladı. Su enerjisi ile çalışan gemilerden oluşan İskoç donanması çok
güçlendi.
Gücünü rüzgârdan
ve sudan alan etkili silahlar karşısında duramayan bölgeler topraklarını
kaybetti. İngiliz krallığı kendi başına İskoçya ile savaşamayacağının
farkındaydı. Önce uzatmalı dostu Birleşik Devletler ile anlaştı Krallık, sonra
da onun da etkisiyle İbrani Devletiyle. Toprakları tehlikede olan Güneş Birliği
ülkeleri de bu ittifaka destek verecekti. Dünya yeni bir döneme giriyordu.
İskoçya,
karşısında oluşan bu ittifaka rağmen yoluna devam etmek istemedi ama aldığı
toprakları da geri vermedi. Köşesine geri dönen İskoçya, kendini geliştirmeye
devam etti. İskoçlar liberalizmin ve makro ekonominin babası Adam Smith’in
izinde yürüdüler. Sahip oldukları değerleri başka ülkelere de yaymaya
çalıştılar. Gençlik gayda sesi duymadan eğlenemez hale geldi. İskoç şarkıları
müzik listelerinde ilk sıradaydı. İnsanlar İskoç modasını takip etmeye başladı.
İngilizce yıllardır dünya dili olduğu için iletişim kurmakta sıkıntı
çekmediler.
Sanki dünya bu günü bekliyordu.
Yıllardır dağınık duran Puzzle’ın son parçaları yerine konuyordu.
İskoçya coğrafyası dünyanın
nabzını tutmaya uygun bir yerde değildi. Çünkü İskoçya küçük bir ada ülkesiydi.
Uzmanların da tesviyesiyle Türkiye ile iyi ilişkiler kurma kararı alan İskoçya
ilk adım olarak Türkiye Başbakanı’nı ülkeye davet etti. Türkiye ile ortak
ticaret anlaşmaları imzalayan İskoçya, dünyanın merkezi sayılan topraklarda bir
dost kazandığı için memnundu. Ancak Türkiye’nin azınlık sorunları vardı ve bu
sorunlar çözülmeden Türkiye güvenli ortak sayılamazdı. Bu işbirliğini tehlikeli
bulan ülkeler azınlıklara sataşmaya başladı.
İskoçya çözümü ekonomik rahatlıkta buldu.
Türkiye’ye bol sermaye sağlayan İskoçya, azınlıklara özel yatırım yapılmasını
sağladı. İstihdamı artıran İskoçya, Türkiye’ye pek çok fabrika ve iş yeri açtı.
3 ay kadar kısa bir sürede ekonomik açıdan rahatlayan azınlık grupları
kendilerini kışkırtan ülkelere mecbur olmadığını anladı. İskoçya Türkiye’ye
özel güvenlik ekipleri de göndererek asayişi eline geçirdi. Yavaş yavaş
çatışmalar ve suikastlar azaldı. Yıllardır çözülemeyen sorunların ekonomi ve
farklı güvenlik ekipleriyle son bulacağı kimin aklına gelirdi? İskoçya-Türkiye
ittifakından kaynaklanan korku da bu sorunun çözümünde önemli rol oynadı. Peki
Türkiye’nin köklenmiş sorununun çözümü için yeni güçlenmiş bir devletin gelip “para
dolu” değneğini değdirmesi mi gerekiyordu? İnsan zekası mucizesini gösterdi ve
beklenmeyen bir başarıya ulaştı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder