2 Aralık 2018 Pazar

TEK DERT AB Mİ?

Avrupa Birliği’ne girmek ya da girmemek … Bütün mesele bu mu? Aslında değil…

Amaç çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak değil miydi en başında? Yetkiler bu amaca ulaşmak için Avrupa Birliği’ne girmek yolunda ilerlediğimizi belirtiyor. Adaylık süreci, Türkiye’nin hedeflediklerinden ötesi değil. Bu değişimleri zaten yapmamız gerekiyor. Avrupa Birliği, bu yolda araç haline dönüşüyor.

Avrupa Birliği yolunda ilerleyen bir Türkiye’den 14 genç Türk gazeteci olarak kurumları yerinde tanımak amacıyla Lüksemburg’a yollandık. Schengen anlaşmasının imzalandığı yeri, bu anlaşmanın anlamını ve o huzurlu kasabaları görmek çok keyifliydi. Avrupa Yatırım Bankası, Adalet Divanı ve Eurostat da… Bir dış haberci olarak fazlasıyla bilgilendim ve bundan sonrası için gerçekleştirilmesi olasılık dışı olmayan planlar yaptım.

Her şey çok güzel, açık ve resmi. Ancak gayri resmi düşüncelere gelirsek…

Avrupa Birliği demek huzurlu ve rahat devletlerin bir arada bu huzuru devam ettirmek için oluşturdukları bir topluluk.. Bu huzurlu toplulukta bizim ne işimiz var diye düşünüyorum.

Orda dolaşırken kendi aramızda haber yaparken ne kadar zorlanıyorlardır diye düşündük. Bu kadar huzurlu bir yerde gazetecilik yapılmaz ki… Haberlik bir olay olmaz, olsa da fazla büyümez. Bu insancıklar ne yazar, ne okur? Öyle ya üçüncü sayfa haberleri olmadan bir gazete nasıl okunur?

Türkiye’ye döner dönmez trafik dikkatimi çekti ve yayalar… Birbirine bağıran insanlar hayat koşuşturmacasında kaybolmuş. Korna sesi, sren sesi, insan sesleri, bir uğultu…. O “huzurlu” topluluğa biz girince ne olacak dersiniz? İçimize birden huzur mu dolacak? Ya da onlar bize uyacaklar, gürültü orada da bir krallık kuracak. 

Ya insanlar, insancıklar?.. Otobüs şoförünün sırf durak haricinde inmek istedi diye azarladığı bir adamın sinirli söylentileri, iç burkan çıplak ayakları, zayıf yüzü, bitkin düşmüş gözleri; porche, BMW gibi en pahalı markaları kullanan karnı tok, sırtı pek Lüksemburgluyla aynı çatıda yer alabilir mi? Benim ülkem, insanım en iyisine layık ama biraz da “BİZİ” düşünmek lazım. Ezilmemek ve ezdirmemek lazım. Nedense oradan döndüğümde bunları düşündüm. “Ezilmemek lazım!”
Üyelik sürecini tamamlamışken, referandum sonrasında Avrupa Birliği’ne girmeyi reddeden bir Türkiye görmek hoş olmaz mı?

“Siz aldınız, ama biz girmedik!” Hatta daha arabesk bir bakış açısıyla “Sen mi büyüksün, biz mi büyüğüz AB?” “Biz niye AB’ye giriyoruz, AB bize girsin…”



10 / 09 / 2010                      PINAR ODABAŞI


GECE YOLCULUKLARI

GECE YOLCULUKLARI

Gece yolculuklarında Antalya gelir hep aklıma. Hem oraya gece gidip, geldiğimden, hem de Antalya’daki gece oturmalarımızdan sanırım…

Bir de döndükten sonra Ankara’ya yaptığım yolculuklardan. Onlar da geceydi… Bol bol düşünmüştüm o yolculuklarda. Seferiyken uyuma gibi bir âdetim olmadığı için hayatı değerlendirmeyi seçtim hep. Kararlarımı gözden geçirdim.

O yollarda hep Antalya’yı düşünürdüm. Benim için bir sınavdı sanki orası. Gündüzleri nemim, sıcağın içinde çalışıp, geceleri yaşadığım kısa bir hayat parçası.

Yıldızların tutulacakmış kadar yakın göründüğü o gecelerde, sıcağı tatlı bir meltem yalayıp silerdi. Türlü muhabbetlerle güneşin doğuşu beklenirdi. Muhabbet, şarkı türkü diye düşünürken orda keserdim düşünceleri, gerisi anımsamak istemediklerimdi.

İşte yine bir gece yolculuğu… Otobüsün en arkasında farklı bir yolculuk tadıyorum. Yine hatırımda Akdeniz geceleri. Ama uzatmıyorum. Yola çeviriyorum bakışlarımı. Karanlıkta burnundan ateş fışkıran ejderha gibi görünüyor tren. Yanımızdan geçen araçların gölgeleriyse sanki birer yok edici. Hayal gücümün sınırı yok ya, bastım gaza gidiyorum.

Bugünü düşünüyorum, geride bıraktığım hayatımı. Pişmanlık ya da hüzne dair bir şey yok içimde. Yalnızca merak, nasıl böyle olabildi?

Öyle olması gerekiyormuş derken Paulo Coelho’nun Simyacı isimli kitabını düşünüyorum.. “Hayat ayrıntıda gizlidir. Her şey aslında tek bir şeydir.”



 08 / 21 / 2010            PINAR ODABAŞI

CERN KONFERANSI

27.07.2010

CERN KONFERANSI


Avrupalı araştırmacılar 2 yıl önce evrenin sırrını çözmek için bir deney üzerinde çalışmaya başladı. Bu deneyin amacı Dünyanın ve diğer gezegenleri oluşturan büyük patlamayı yani BİG BANG’i oluşturmaktı.
Bunun için Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi “Cern” de Büyük Hadron çarpıştırıcısı, Chikago’daki Farmilab’da ise Tevatron hızlandırıcısı geliştirildi. Ancak artık bilim insanları, evrenin sırlarını çözmek için mevcut olandan çok daha büyük bir çarpıştırıcı yapmak istiyor.Büyük Hadron Çarpıştırıcısından daha büyük bir düzenek hazırlamak için dünyadaki diğer araştırmacıların da yardımı gerekiyor.

İşte Paris’te düzenlenen konferansta bu proje tanıtıldı. İsviçre’deki Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi “Cern” deki bilim insanları amaçlarını Paris’te düzenlenen konferansta aktardı. Konferansın amaçları arasında bu plan için yeterli para toplamak da vardı.

Bilim insanlarının hedefledikleri nokta, atomları daha büyük bir yapı içinde düz olarak hızlandırmak. CERN’deki büyük Hadron çarpıştırıcısı ya da rakibi “Fermilab”daki Tevatron hızlandırıcısında atomlar halka şeklinde bir yörüngede çarpıştırılıyordu.


Bu yeni yapı ile protonları çarpıştırmak yerine pozitif ve negatif elektronlar hızlandırılarak, protonlara eşdeğer hale gelecek. Yeni yapı, büyük hadron çarpıştırıcısının yerini alacak.

Deneyin yeni aşaması için edilecek 50 kilometrelik yapıya Uluslararası Doğrusal çarpıştırıcı adı verilecek. Düzeneğin  2025 yılına kadar tamamlanması bekleniyor.

Bu yeni ve büyük çarpıştırıcı dünyada her hangi bir yere kurulabilir. Elbette ki bu seçim sırasında iyi ödenek ayrılması ve bu yeni düzeneğe ev sahipliği yapmak istenip istenmemesi de önem taşıyor.


Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi uzmanları konferansta Çin, Hindistan, Rusya’nın deneyin bir sonraki aşaması için 10 milyon avro katkı yapacağını açıkladı. Konferansta CERN’deki bilim insanları hipotetik parça da denilen “Tanrı parçacığı” araştırmaları üzerinde de durdu.  Çarpışma sonucu ortaya çıkması beklenen “Tanrı parçacığı” henüz oluşturulamadı. “Higgs bozonu” diye de adlandırılan “Tanrı parçacığı” içinden geçtiği kütlesiz parçacıkları maddeye çeviriyor.

2008 Eylül’ünde 10 milyar dolar bütçelik ilk deney ayarlanamayan ısı seviyesi nedeniyle başarısız oldu. CERN’in geçe Ekim ayına kadar ise 40 milyon avroluk bütçesi vardı.

Dünyanın en soğuk bölgelerinden birinde İsviçre-Fransa sınırında oluşturulan 27 kilometrelik alanda 2 proton huzmesi çarpıştırıldı. Çarpışma sonunda 7 Trilyon elektron volt üretildi.   Bu, o güne kadar elde edilmemiş bir enerji üretimiydi. Ancak hedeflenene ulaşılamadı yani büyük patlama gerçekleştirilemedi.



PINAR ODABAŞI



İSTANBUL İZLENİMİ

İZLENİM -1

Otobüs İstanbul sınırlarından girdi. Çörek otlu diyet bisküvi ve sevmediğim marka poşet çay eşliğinde kahvaltı yaptım koltuğumda. Normalde sevmediğim tatlar neden güzel geldi dersiniz, İstanbul yüzünden mi?

*****

Yıllar öncesini hatırlıyorum. Tam 5 yıl önceydi… “İstanbul’un buralarını bile seviyorum demişti” Emel Hoca… Haklı mı ne? Ben de mi kapıldım o büyüye?

*****
OGS gişeleri önündeki boş şeritlerde güvercinler dolaşıyor. Ankara’dakiler de sırnaşıktır ama bunlar bildiğin aç gözlü. Küçücük bir kırıntı bulmak uğruna, araç gelmesinden bile korkmuyorlar yolda. Kuşlar mesaj veriyor sanki…”Hırslı olmak gerek. İstediklerimizin peşinden sonuna dek koşmak gerek. Ona ulaşıncaya kadar pes etmemek, sonra da onu kimseye kaptırmamak gerek.” diyorlar.

*****

İstanbul caddeleri, İstanbul binaları… Anadolu yakası…

Yine 5 yıl öncesi aklıma geliyor. Kadıköy’ü anımsıyor, heyecanlanıyorum. Şükrü Saraçoğlu stadını ilk gördüğüm an, nasıl da duygulanıp, ağlamıştım.

*****

Köprü altlarından geçiyoruz.  Ne kadar da çok…

Ataşehir…..

Merhaba İstanbul! Karmaşık caddelerinle, betonarme yığınları arasında boy göstermeye çalışan yeşilciklerinle, sen de bir şehirsin işte!

**

Bir köşeden baktım sana İstanbul. Önce, kenara atılmış bir köpek leşi gördüm. 10 metre ilerisinde de ekmek yığınları arasında ziyafet çeken güvercinleri.

Hayat kavgası sensin İstanbul, hayatın kendisi sensin!

Dar ve karanlık yolların, büyük ve modern binaların var.

***

Yarım saattir aynı yolda dönüyor otobüs. Yeter sıkıldım. Haydi, boğaz görelim artık!

Çamlıca’yı gördüm karşıda. Unutmamışım. Murat Ağabey hala orda oturuyor mu?

Asya kıtasının tadını çıkaralım. Az sonra Avrupa’dayız.

Kiralar daha ucuzmuş Anadolu yakasında. Binaları gördükçe Avrupa özentiliğinden mi acaba diye düşünüyorum.

****

Avrupa yakasında ipler kopuyor. İnsan hiçbir şey düşünemez, hayal edemez hale geliyor. Hayalin kendisi İstanbul. Ne gerek var ki başka şeyler düşünmeye? O tarihi binaları gördükçe ya Bizans ya da Osmanlı canlanıyor gözünde. Bilincini denetleyemiyorsun. Her şey birbirine karışıyor. Hayalle gerçeğin birleşimindesin.

****

Beşiktaş’da kahvaltı yapıyorum. İskeleye karşı, çift kaşarlı tost yiyip, bir fincan çay içiyorum. Sürekli iskeleden akan insan seline bakıyorum. İşlerine gitmek için bir kıtadan diğerine yolculuk yapan insanlar görüyorum, çeşit çeşit.

En önemlisi boğaz… Boğaz, martılar, vapurlar… Bu manzaraya sırtını dönen İstanbullular.

Ben dönmüyorum, dönemiyorum. Telefonuma gelen mesajla irkiliyorum. Kalkıyorum masadan. Kıyı boyunca yürüyorum.

 
07 / 17 / 2010   PINAR ODABAŞI



Casus skandalı dostlukla bitti

Başarılı sonuç: Casus skandalı dostlukla bitti

ÇEVİRİ: PINAR ODABAŞI

Kaynak: http://www.inopressa.ru/article/09Jul2010/inotheme/polubovno.html

Gündemi meşgul eden ve “mutlu son”la biten ABD-Rusya arasındaki Casus skandalı Dünya basınında geniş yer buldu.

Perşembe günü Amerika Birleşik Devletleri 10 Rus casus ile  Rusya’da  Batı adına casusluk yapmakla suçlanan 4 kişinin değişimine ilişkin anlaşmayı sonuçlandırdı.

Her iki taraf arasında yeni düzelen ilişkileri bozma pahasına Batı basını bu durumu bakın nasıl ele aldı?

Medya organları bu takası ayrıntısıyla haber yaptı. Konuyla ilgili haberlerde Amerika Birleşik Devletleri’nin tutuklu casusları koruma altına almak için “Casusluk şebekesi genel olarak ciddi hiçbir bilgi ele geçiremedi” gibi bir fikir bile ileri sürmediği de vardı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin saygın gazetelerinden The New York Times’daki, ABD – Rusya arasındaki casus takası haberini, Peter Baker ve Benjamin Weiser yazdı. Haberde taraflar arasındaki takas anlaşmasının nasıl sonuçlandığından bahsedildi.  : “Manhattan Federal Mahkemesi’nde, 10 tutuklu casus suçunu kabul etti.
Tutukluluk süreleri neredeyse dolan Casuslar mahkemede, hapiste kaldıkları dönemde Rus yetkililerinin koruması altında olduklarını ifade etti.”

Aynı gazetede , Rus ajanların Perşembe akşamı New York yakınlarında bir havaalananına otobüsle getirildikleri ve yurtdışına gönderildikleri haberi verildi.

Haberde ,, Duruşmadan birkaç saat sonra Kremlin’den, Rusya’da tutuklu bulunan ve suçunu kabul eden 4 casusun, Rusya Devlet Başkanı Medvedev tarafından affedildiği açıklamasının geldiği de belirtildi.

Gazete, Kremlin’in bu açıklamasına göre, Bilim adamı İgor Sutyenin,  Askeri İstihbarat Albayı Sergey Skripal, eski Rus Dış İstihbarat Teşkilatı SVR’den Aleksandır Zaporojskiy ve  KGB’den emekli Binbaşı Gennady Vasilenko affedildiğini yazdı.

Haberde, “Amerikan hükümeti, gizli anlaşmada para aklama gibi daha ciddi suçların olduğunu bildirdi.” İfadesi yer aldı ve  “ Onların casusluk suçu kanıtlanamadı. Belki ki,  gizli bilgilere ulaşamadılar.” cümlesi kullanıldı.

Tüm davalıların avukata bile gerek kalmadan ABD’ye dönme olanağı elde ettiği vurgulanan haberde, tutukluların tüm giderlerinin ABD hükümetine ödendiğine değinildi.

Habere göre bu giderler arasında ABD’de sahip oldukları emlakların da yer aldığı mal varlığı bildirimi ile biyografilerinin basılma masrafları bulunuyor.

Gazete, bu durumun, Rus-Amerikan ilişkilerinde yeni bir dönem olduğunu vurguluyor.

İspanyol El Pais Gazetesi , Rus Amerikan ilişkilerinde yeni dönemi gölgeleyen Casus skandalının soğuk savaşın geleneklerini yıktığını yazdı.

Gazete haberde “Aslında ABD’de tutuklananlardan hiçbirinin casusluk suçu kanıtlanamadı. Hepsi kara para aklama ile suçlanıyor. Bu kötü olay çok hızlı gelişti. Güvenilir kaynaklardan alınan bilgiye göre,10 günden daha az bir süre içinde Rus ve Amerikalı diplomatlar bir araya gelecek. Aslında Rusya'nin Washington Büyükelçisi Sergey Kislak, ABD`nin Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı William Burns ile bir araya gelecekti , ancak sonuç olarak yapılacak en iyi işin bu casus skandalını  kapamak olduğunda uzlaşıldı.” Cümlelerini kullandı.

Özetle, Washington ve Moskova’nın, ABD’deki “yeni Nükleer Silahsızlanma anlaşmasının hükümlerini ihlal etmemeyi denediği ifade edilen haberde casus takasının soğuk savaşın yaygın uygulaması olduğunu anımsatılıyor.

Alman ekonomi gazetesi Handelsblatt  güvenilir bir kaynağa dayanarak Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in, ABD’de göz altına alınan Rusların memleketlerine dönmeleriyle ilgili, “Yeni Rus-Amerikan ilişkileri ruhu, yüksek seviyeli karşılıklı anlayış ve iki ülke liderinin birbirine duyduğu güven  sayesinde “karışıklık yaşanmadan” ve teknolojik anlamda hızlı biçimde organize olmayı başardıklarını söylediğini taşımış haberine.


Alman gazetesindeki habere göre; Yabancı istihbarat ajanı olarak bilinen ve Kremlin’den yapılan açıklamayla affedilen 4 Rus, belli ki “zorla” takas ediliyor.
Gazete bilim adamı Sutyenin’i mercek altına alıyor haberde : “Rusya’nın kuzeyinde,11 yıldır hapiste bulunan İgor Sutyenin çoktan suçunu inkar etmekten vazgeçti. O Rus roketatar ve atom denizaltılarıyla ilgili bilgileri Batı’ya sızdırmakla suçlanıyordu.”

Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlanan The Washington Post ise bilinçsizce saklanan Rus ajanların faaliyetlerini yıllarca sürdürdükten sonra şebekenin ortaya çıktığını belirtiyor haberinde.

Mary Beth Sheridan ve Jerry Markon’un yazdığı haberde  “Takas,  Rus – Amerikan ilişkilerindeki engelleri yok etti.” Deniliyor.

Haberde ismini vermek istemeyen bir kaynağın ifadelerine yer veriliyor. “ABD hükümetinde görevli bir kaynağa göre casus skandalı ‘Eski Rusya’nın İşlevin yitirdiğini’ doğruluyor.”

Gazetedeki yazıda “Biz bu nedenle şebekenin ortaya çıkarılmasında bu kadar aktif rol aldık” açıklamasını da samimiyetle aktarıyor isminin açıklanmasını istemeyen kaynak.

The Washington Post, ABD Adalet Bakanı Eric Holder’ın, takas anlaşmasını, “ Hem Rusya, Hem de ABD’nin yararına başarılı bir sonuç” olarak nitelendirdiğini de taşımış haberine.

 Mary Beth Sheridan ve Jerry Markon’un yazıda “Ancak bu adımda, Obama hükümetinin,, Rusya’ya fazla ödün vermekle Cumhuriyetçiler tarafından suçlanması mümkün.” Tahminini yapıyor.

“Obama hükümeti, bu anlaşmanın Moskova ile iyi ilişkiler kurulduğunu gösterdiğini açıkladı.” Cümlesi ile devam eden haberde ABD hükümetinden ismi verilmeyen kaynağın “Biz insani ve ulusun güvenliği ile ilgili nedenleri içeren uzlaşma koşullarını sunduk.” Sözleri aktarılıyor.




The Washington Post gazetesindeki haber ,ABD’nin, 4 Rus’un Batı adına casusluk yaptığı suçlamasıyla yargılanan sanıklar olarak, takas edilip edilmeyeceğini doğrulamayı reddettiği bilgisiyle sona eriyor.

“ÖZGÜRLÜĞÜN SON OĞLU” ŞİİRSEL ROMANI ÜZERİNE BİR İNCELEME

“ÖZGÜRLÜĞÜN SON OĞLU” ŞİİRSEL ROMANI ÜZERİNE BİR İNCELEME

İlk olarak 1910 yılında “Rusça söz” gazetesinde basılan eser, Abramoviç editörlüğünde toplanıp, kitap haline getirildi.

Bu eser , “Yevgeni Onegin”den alıntı yaptığı için, 1930’lardan önce yazılmış olamaz. Çünkü “Yevgeni Onegin” 1830 Mart’ında basıldı.

Diğer taraftan, “Özgürlüğün son oğlu”, 1831’in ilk yarısından sonra yazılmış olamaz, şiiri takip eden metnin olduğu defterde, “ve ona romans” şiirinin tercüme edilmiş kopyaları konulmuş, “Garip adam” dramını okuduktan sonra ise, 17 Temmuz 1931’de Lermontov, bizzat kendisi yazmıştır.

Şiirin kahramanı cesur Vadim’in, 864’te Knez Rurik ve askerlerine karşı Yenişehir’deki hareketin öncüsü olduğu efsanesi, Yenişehrin temelini oluşturur. Vakayinamelere göre, Rurik bu isyanı bastırır: “…… Rurik, cesur Vadim’i ve onun yanındaki Yenişehirlileri yendi…….”((Русская летопись по Никонову списку, изд. имп. Акад. наук, ч. 1. СПб., 1767, с.16).

18. yy sonu-19. yy başında yaşamış pek çok yazar Vadim’le ilgili farklı yorumlar yapmıştır. “Çar , ya da kurtarılan Yenişehir” isimli  şiirsel romanında M. M. Heraskov’un Vadim’i Patmir adıyla bölücülük yapan, insanları kışkırtan, kötü biri olarak tanıtması gibi..

Vadim’e asıl değerini, Y. B. Knyaznin, “Yenişehirli Vadim” trajedisinde Rus edebiyatının ilk cumhuriyetçi devrimcisi şeklinde tanıtarak verir. Eserlere, eski Yenişehr’in Dekabrisleri ve Yenişehr’in özgürlüğü konuları yansır.

Tarihi antlaşmalar sayesinde, dekabrislerin çağdaş çizgiye uygun olduklarını anlıyoruz. Ukrayna halk destanında Vadim, savaşın ardından politik zaferin sembolü olmuştur. Raevski de “ Karanlığın Şarkıcısı” isimli şiirinde Vadim’i hatırlar. Son olarak Puşkin, onun şiir ve trajedilerdeki kahramanlığını, o eserlerden alıntalarla toplamıştır.

Yeni şehrin özgürlüğü teması Lermontov’a sanatının 30. yılında ilginç gelmiştir.


2009  PINAR ODABAŞI

ÇIKARILAMAYAN BİR DERGİNİN EDİTÖR NOTU!!!

ÇIKARILAMAYAN BİR DERGİNİN EDİTÖR NOTU!!!


Biz olabilmek, birlikte hareket edebilmek o kadar zormuş ki…. Emek harcamak, o emeği ödüllendirebilmek, karşılığında takdir edilmek öyle güçmüş ki….

Tüm bunları yaşamak da insanı büyütürmüş…

Yaşadığımız sıkıntıları anlatmaya ne yer, ne de zaman yeter, ama şunu bilin ki bu dergi kolay çıkmadı.

Aylarca hazırlık yaptık. Konuları belirledik, nasıl yazabiliriz, kim neyi yazar planladık, ama en son evreye geldiğimizde yapayalnız olduğumuzu farkettik. Hatta o kadar yalnız ki bizimle yola çıkanlar bile yoktu.

Şu aşamaya gelirken yanımda olan birkaç kişiye teşekkürü borç biliyorum.

Öncelikle bize güvenen ve manevi desteğini eksik etmeyen Bölüm Başkanımız Prof. Dr. Altan Aykut’a teşekkür etmek istiyorum.

Bana inanan ve sonuna kadar güvenen arkadaşlarıma, daha da önemlisi en ümitsiz anlarımda telefondan umut aşılayan En yakın Arkadaşım olan annem Gönül Odabaşı ve hep sabırlı olmamı öğütleyip direnmemi sağlayan babam Recep Odabaşı’ya çok ama çoook teşekkür etmek istiyorum. Sizi çok seviyorum.

Dergide ve TRT TÜRK’te yazdıklarıma yaptığı eleştiri ve yardımlarla iş hayatıma bir güneş gibi doğan Sevgili Hasan Erel, sonuna kadar minnettar kalıcam…

Her türlü maddi yardımı sağlayan ve bu kriz ortamında bize kol kanat geren RTD Yurt Dışı Eğitim danışmanlığa da sevgi ve saygılarımızla…

Rus Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencisi olmanın ne kadar zor, ama bir o kadar da zorluğa değer olduğunu anlatmayı başarırmıyız bilinmez… Ama bildiğim tek bir şey var, o da çalışmadan hiçbir şeyin olmayacağı. İşte bu bilinçle bu dergiyi çıkarma kararı aldık.

Yaşadıklarımız yaptıklarımızdır. Yaşadıklarımızı paylaşmak istedik. Umarım başarılı olmuşuzdur.
Keyifli okumalar…








2008    PINAR ODABAŞI