Polisin uyguladığı şiddet nedeniyle binlerce kişinin
sokaklara döküldüğüne ne çok şahit olduk son yıllarda… Hiç durup düşündünüz mü
bunu? Bu şiddet bazen ırkçılık içeriyordu, bazen de yalnızca genç bir
göstericiyi hedef alıyordu ancak tepki boyutu hep büyüktü. Hem de kimsenin
tahmin edemeyeceği kadar büyük… “Nefes
Alamıyorum” protestolarını takip ederken film şeridi gibi gözümün önünden
geçiyor yıllar… Farklı yıllarda farklı ülkelerdeki protestolar…. O
protestoların ne kadar büyüdüğü, başka ülkelere sıçradığı… Haftalarca sürdüğü…
“Kardeşimsin Aleksis” protestoları
Mesleğin ilk yıllarındayken Yunanistan “Kardeşimsin
Aleksis” protestolarıyla sarsılmıştı. Belki de yakından takip ettiğim ilk büyük
çaplı olaydı. Her şey 6 Aralık 2008'de
Atina'da polis Epaminondas Korkoneas'ın 15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos'u
öldürmesiyle başladı. Atina’nın Exarchia mahallesinde polis tarafından
öldürülen Alexis’in ölümü sonrası ülkede ‘Aralık isyanı’ adı verilen eylemler
patlak verdi.Haftalar süren eylemler sırasında Atina ve Selanik’teki
üniversitelerde işgal eylemleri gerçekleşti.
Başta Atina olmak üzere tüm ülkede hükümet karşıtları polise karşı
ayaklandı ve polisle çatışmaya başladı. Gösterilerde çok ciddi çatışmalar
yaşandı. Alexis'in öldürülmesinin ardından tüm dünyada Yunanistan'a destek
gösterileri yapıldı. Herkes “Kardeşimsin Aleksis” dedi.
Sonrasında hukuk süreci işletildi ve 11 Ekim 2010
tarihinde, mahkeme iki polis Epaminondas Korkoneas ve suç ortağı Vasilis
Saraliotis’i suçlu buldu. Saraliotis on yıl hapse mahkum edildi, Korkoneas ömür
boyu hapsine ve ek olarak 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak 2019 yılı
Temmuz ayında Alexis'i öldüren polis Epaminondas Korkoneas serbest kaldı. 8
Temmuz'da iktidardan düşen radikal sol SYRIZA'nın çıkardığı yasa, mahpusların
20 yıl veya daha fazla hapis cezasının üçte birini geçirdikten sonra serbest
bırakılmalarına olanak tanıdı.
İngiltere’de Duggan’ın öldürülmesi
Yunanistan’dan üç yıl sonra 2011’de bu kez protestoların
adresi İngiltere’ydi. 2011 yılı Ağustos ayında 29 yaşındaki siyahi genç Mark
Duggan’ın polis tarafından vurularak öldürülmesi büyük tepkilere neden oldu. Duggan’ın
Londra’nın kuzeyindeki Tottenham semtinde çete üyesi olduğu gerekçesiyle polis
tarafından vurularak öldürülmesi sonrası ülke genelinde haftalar süren protesto
gösterileri yapıldı.Son 30 yılın en büyük sokak olaylarına sahne olan Londra ve
çevresinde polis sayısı 6 binden 16 bine çıkarıldı. İngiltere Başbakanı David
Cameron, Londra'da başlayan ve diğer büyük kentlere de sıçrayan isyan
olaylarını sert bir dille kınadı. Yağmalama, hırsızlık, polise hatta yangınları
söndürmeye çalışan itfaiyeye karşı şiddet olaylarının yaşandığını kaydeden
Cameron, sorumluların reşit olmaları halinde cezalarını çekeceklerini belirtti
ve "Biz yasalara uyan insanların yanındayız" dedi.Yaz tatilini yarıda
keserek görev başına dönen Cameron, olaylar nedeniyle parlamentoyu da tatilden
geri çağırdı.
Protestolar Birleşik Krallık’ın tamamına yayıldı. Çıkan
olaylarda beş kişi hayatını kaybederken 2 bine yakın kişi gözaltına alındı.
Duggan’ı “kendilerine ateş açacağına inandıkları için” vurup öldürerek ülke
çapında isyana neden olan polisler ise üç yıl sonra mahkeme tarafından suçsuz
bulundu.
Fransa’da çevrecilerin eylemi büyüdü
2014 yılında Fransa da gösterilere sahne oldu. Remi Fraisse
isimli 21 yaşındaki genç çevreci, ekolojik dengeyi bozacağını savunduğu Sivens
Barajı projesinin iptali için Fransa’nın Tarn bölgesindeki olaylı gösteriler
sırasında hayatını kaybetti. Gösteriler Fransa’nın pek çok yerine yayıldı. Göstericiler,
polis şiddetini protesto etti. Gösteriler oldukça şiddetliydi.
Tüm dünyada “Nefes Alamıyorum”
Şimdi ise ABD’de başlayıp tüm dünyayı içine alan “Nefes
alamıyorum” protestolarını takip ediyoruz. “Siyahların yaşamı değerlidir “ sloganıyla
tüm dünya ırkçılığı protesto ediyor. Ancak özellikle Avrupa’daki eylemler farklı bir anlam ifade ediyor. Çünkü son
yıllarda yükselen bir sağ akım vardı, özellikle ırkçılık çağrışımlı açıklamalar
yapan siyasi partiler yükselişteydi. Azınlıklara yönelik eylemler ve saldırılara
da sık sık rastlanıyordu. Görünen o ki artık bardak taşmış…
Peki ne olmuştu?
ABD'nin Minnesota eyaletinin en büyük kentlerinden
Minneapolis'te siyah Amerikalı George Floyd, polis tarafından gözaltına altına
alınırken boğazına basılması sonucu hayatını kaybetti. Floyd’un ölümü ile bir
protesto dalgası başladı, bu dalga önce tüm ABD’ye sonra da dünyaya yayıldı.
25 Mayıs Pazartesi günü sahte parayla alışveriş yapmak
istediği gerekçesiyle gözaltına alınmak istenen 46 yaşındaki George Floyd'u
yere yatırıp boğazına diziyle bastıran polis memuru Derek Chauvin önce üç
polisle birlikte görevden alındı, sonra da tutuklanıp Chauvin, "üçüncü derece
cinayet" ve "taksirle adam öldürme" ile suçlandı. Üstelik gösterilerde
ABD’de polislere karşı ciddi bir tepki var hatta o kadar ki reform yapılması, teşkilatın
kaldırılması bile isteniyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder