7 Haziran 2020 Pazar

Ne çok protesto dalgaları takip ettik…


Polisin uyguladığı şiddet nedeniyle binlerce kişinin sokaklara döküldüğüne ne çok şahit olduk son yıllarda… Hiç durup düşündünüz mü bunu? Bu şiddet bazen ırkçılık içeriyordu, bazen de yalnızca genç bir göstericiyi hedef alıyordu ancak tepki boyutu hep büyüktü. Hem de kimsenin tahmin edemeyeceği kadar büyük…  “Nefes Alamıyorum” protestolarını takip ederken film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor yıllar… Farklı yıllarda farklı ülkelerdeki protestolar…. O protestoların ne kadar büyüdüğü, başka ülkelere sıçradığı… Haftalarca sürdüğü…
“Kardeşimsin Aleksis” protestoları
Mesleğin ilk yıllarındayken Yunanistan “Kardeşimsin Aleksis” protestolarıyla sarsılmıştı. Belki de yakından takip ettiğim ilk büyük çaplı olaydı.  Her şey 6 Aralık 2008'de Atina'da polis Epaminondas Korkoneas'ın 15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos'u öldürmesiyle başladı. Atina’nın Exarchia mahallesinde polis tarafından öldürülen Alexis’in ölümü sonrası ülkede ‘Aralık isyanı’ adı verilen eylemler patlak verdi.Haftalar süren eylemler sırasında Atina ve Selanik’teki üniversitelerde işgal eylemleri gerçekleşti.  Başta Atina olmak üzere tüm ülkede hükümet karşıtları polise karşı ayaklandı ve polisle çatışmaya başladı. Gösterilerde çok ciddi çatışmalar yaşandı. Alexis'in öldürülmesinin ardından tüm dünyada Yunanistan'a destek gösterileri yapıldı. Herkes “Kardeşimsin Aleksis” dedi.
Sonrasında hukuk süreci işletildi ve 11 Ekim 2010 tarihinde, mahkeme iki polis Epaminondas Korkoneas ve suç ortağı Vasilis Saraliotis’i suçlu buldu. Saraliotis on yıl hapse mahkum edildi, Korkoneas ömür boyu hapsine ve ek olarak 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak 2019 yılı Temmuz ayında Alexis'i öldüren polis Epaminondas Korkoneas serbest kaldı. 8 Temmuz'da iktidardan düşen radikal sol SYRIZA'nın çıkardığı yasa, mahpusların 20 yıl veya daha fazla hapis cezasının üçte birini geçirdikten sonra serbest bırakılmalarına olanak tanıdı.
İngiltere’de Duggan’ın öldürülmesi
Yunanistan’dan üç yıl sonra 2011’de bu kez protestoların adresi İngiltere’ydi. 2011 yılı Ağustos ayında 29 yaşındaki siyahi genç Mark Duggan’ın polis tarafından vurularak öldürülmesi büyük tepkilere neden oldu. Duggan’ın Londra’nın kuzeyindeki Tottenham semtinde çete üyesi olduğu gerekçesiyle polis tarafından vurularak öldürülmesi sonrası ülke genelinde haftalar süren protesto gösterileri yapıldı.Son 30 yılın en büyük sokak olaylarına sahne olan Londra ve çevresinde polis sayısı 6 binden 16 bine çıkarıldı. İngiltere Başbakanı David Cameron, Londra'da başlayan ve diğer büyük kentlere de sıçrayan isyan olaylarını sert bir dille kınadı. Yağmalama, hırsızlık, polise hatta yangınları söndürmeye çalışan itfaiyeye karşı şiddet olaylarının yaşandığını kaydeden Cameron, sorumluların reşit olmaları halinde cezalarını çekeceklerini belirtti ve "Biz yasalara uyan insanların yanındayız" dedi.Yaz tatilini yarıda keserek görev başına dönen Cameron, olaylar nedeniyle parlamentoyu da tatilden geri çağırdı.
Protestolar Birleşik Krallık’ın tamamına yayıldı. Çıkan olaylarda beş kişi hayatını kaybederken 2 bine yakın kişi gözaltına alındı. Duggan’ı “kendilerine ateş açacağına inandıkları için” vurup öldürerek ülke çapında isyana neden olan polisler ise üç yıl sonra mahkeme tarafından suçsuz bulundu.
Fransa’da çevrecilerin eylemi büyüdü
2014 yılında Fransa da gösterilere sahne oldu. Remi Fraisse isimli 21 yaşındaki genç çevreci, ekolojik dengeyi bozacağını savunduğu Sivens Barajı projesinin iptali için Fransa’nın Tarn bölgesindeki olaylı gösteriler sırasında hayatını kaybetti. Gösteriler Fransa’nın pek çok yerine yayıldı. Göstericiler, polis şiddetini protesto etti. Gösteriler oldukça şiddetliydi.
Tüm dünyada “Nefes Alamıyorum”
Şimdi ise ABD’de başlayıp tüm dünyayı içine alan “Nefes alamıyorum” protestolarını takip ediyoruz. “Siyahların yaşamı değerlidir “ sloganıyla tüm dünya ırkçılığı protesto ediyor. Ancak özellikle Avrupa’daki eylemler  farklı bir anlam ifade ediyor. Çünkü son yıllarda yükselen bir sağ akım vardı, özellikle ırkçılık çağrışımlı açıklamalar yapan siyasi partiler yükselişteydi. Azınlıklara yönelik eylemler ve saldırılara da sık sık rastlanıyordu. Görünen o ki artık bardak taşmış…
Peki ne olmuştu?
ABD'nin Minnesota eyaletinin en büyük kentlerinden Minneapolis'te siyah Amerikalı George Floyd, polis tarafından gözaltına altına alınırken boğazına basılması sonucu hayatını kaybetti. Floyd’un ölümü ile bir protesto dalgası başladı, bu dalga önce tüm ABD’ye sonra da dünyaya yayıldı.
25 Mayıs Pazartesi günü sahte parayla alışveriş yapmak istediği gerekçesiyle gözaltına alınmak istenen 46 yaşındaki George Floyd'u yere yatırıp boğazına diziyle bastıran polis memuru Derek Chauvin önce üç polisle birlikte görevden alındı, sonra da  tutuklanıp Chauvin, "üçüncü derece cinayet" ve "taksirle adam öldürme" ile suçlandı. Üstelik gösterilerde ABD’de polislere karşı ciddi bir tepki var hatta o kadar ki reform yapılması, teşkilatın kaldırılması bile isteniyor.
 Pınar ODABAŞI DEMİRCİ

2 Haziran 2020 Salı

Korona döneminde hamile olmak…

Umarım hamile değilsinizdir. Çünkü bu dönem bebek beklemek için en kötü dönemlerden biri.

Bu dönemde hamile olmak nasıl bir şey biliyor musunuz? Hep “hamile olmanın tadını çıkar” diyorlar ama o nasıl bir şey ben bilmiyorum. Hiç öyle tadı çıkarılacak bir şey değil ki, hep endişe hep korku…

Evdesiniz sürekli ve dışarı çıkamıyorsunuz.  O sağlığınız için yapmanız gereken yürüyüşleri filan yapamıyorsunuz.

Üstelik basın sektöründe çalışıyor ve tüm kötü haberleri en önce siz öğreniyorsunuz ve her kovid 19 yüzünden yaşamını yitiren anne haberi ile daha da endişeleniyorsunuz.

Anne babanızı bile korkudan ziyaret edemiyorsunuz, eşinizle bile evde ayrı odalarda yaşamaya başlıyorsunuz, sürekli “ya o virüs kaptıysa ya bana da bulaşırsa endişesi” ile yaşamaya mahkumsunuz…

Tüm alışverişleri internet üzerinden yapıyorsunuz, kendinize gönül rahatlığı ile bir gecelik bile bakamıyorsunuz. Hayatı telefon veya bilgisayar üzerinden yaşıyorsunuz.

Bebeğiniz büyüyüp de hareket etmeye başlayınca biraz rahatlama oluyor. En azından artık yalnız değilim diyorsunuz. Evde yalnız başıma çalışırken artık yalnız hissetmiyorum kendimi. O kıpır kıpır durmayan minik canavar güç veriyor, sabır veriyor artık. Hatta sanki her şeyi o kontrol ediyor.

Vakit var ya, bol bol düşünüyorsunuz; hem en kötüsünü, hem geleceği… Senaryolar üretiyorsunuz. Hazırlık yapmaya çalışıyorsunuz ne olur ne olmaz diye…  En önemlisi de artık değiştiğinizi farkediyorsunuz. Bir bakıyorsunuz, belki anne olmaktan, belki bu dönemi bu şekilde yaşamaktan artık başka biri olup çıkmışsınız. O eski halinize uzaktan bakıyorsunuz sadece…